“Sonra”, “Asla” Demektir

Düzenli olmak, yapılacakları planlamak, yapılacak “çok şey” olduğunda yapılacak en mantıklı harekettir (?) Eee ben de kendi çapında mantıklı ve yapacak çoook şeyleri olan bir birey olarak yapacaklarımı/yapmak istediklerimi yazacağım, unutmamak için kenara not edeceğim bir yapılacaklar listesine sahip olmadığım bir hayat düşünemezdim elbette.

Yapılacaklar Listesi Meydan Muharebesi

Not defterime kalemle yazarak oluşturduğum ilk “TODO list”imi kısa bir zaman sonra-mesleğimin de gereği olarak- elektronik ortama taşıdım. Daha sonra listem o kadar şişti ki düzeni yeniden tesis etmek üzere işe önce kullandığım araçta (Google Keep) farklı konulara özel farklı başlıklı yapılacaklar listeleri oluşturarak düzenli olmak için oluşturduğum yapılacak listemi düzenleyerek başladım (!)

“TODOs – günlük”, “TODOs – genel”, “expercise TODOs”, “n11 TODOs” yapılacak listelerimden sadece birkaçı.

Çok fazla yapılacak olunca önceliklendirme de yapmak gerekiyor elbet. Bazı listelerin Google Keep’te üste çıkarılması, listelerdeki öncelikli maddelerin liste içinde yukarılara taşınması, bazı acil olanlarının yapışkanlı not kağıtları üzerine yazılıp sürekli göz önünde tutulması…

Zurnanın “ZIRT” dediği yer

Geçen dedim ki kendi kendime, “Ya bu listelere yazıp yazıp duruyorum ama baya şişti bu listeler, bir göz atsam aslında bir çoğu geçerliliğini yitirmiştir bile çoktan. Oturup yarım saat bi’ saat elden geçireyim şunları… (ZIRT)”

Siz de duydunuz değil mi “ZIRT” sesini.

“Later equals never.”

Üniversitedeyken sanırım bir yerlerden duymuş yada okumuştum:

Later equals never.

LeBlanc’s Law

Yani “sonra”, “asla” demektir.

Öyle bir hale gelmiş ki yapılacaklar listelerim, artık “asla” yapmayacağım bazı şeylerle dolup taşmış. Sonra yapmak üzere not aldığım şeyleri “sonra” unutmuşum, hatta bazılarını ne amaçla hangi kafayla not aldığımı dahi unutmuşum.

Bir ara Google Keep’teki her şeyi silip, tek bir not içine “Later equals never.” yada “Just do it.” yazmayı düşündüm. Boş sınav kağıdına “Risk budur.” yazıp çıkan öğrenci gibi çok havalı olacağımı düşündüm. Öyle ya, bir yanlışı ortaya koy ve tüm benliğinle tam karşısında dur.

“Suçumuz neydi bizim?” (AYNA’dan gelsin)

Suç benim miydi? Çok fazla şey yapmak isteyip bir çoğunu ertelememde miydi? Yada eriyen kar sularının gazına gelmiş nehir gibi akan zamanın mıydı?

Zaman herkes için aynı hızda aktığına göre tabikisi suç benimdi beybiler.

Bir Barış ve Aydınlanma Çağı

“Yapılacaklar Listesi Meydan Muharebesi” ardından Orta Dünya’da yeni bir barış ve aydınlanma çağı başlar. Gandalf ve Galadriel emekli olup Ege’ye yerleşir ve hayallerindeki bi’ çiftliği inşa ederler. Frodo ve beraberindeki tüm Hobit’ler ise yapılacaklar listelerini Hüküm Dağı’nın alevinde yakıp bir bir Sam’in düğününe koşturur…

Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü, Kayıp Son Sayfa

İlk iş yapılacaklar listelerimi “iki” listeye indirgedim:

  1. Yapılacaklar
  2. Yapmak istediklerim

Sonra “Yapmak istediklerim” listesindeki her şeyi sildim (!) Evet evet yanlış okumadınız. “X kitabını oku” yada “Kitap oku” yada “Daha fazla bisiklete bin” yada “Kilo ver” yada “Kendi işini kur”… Bunların hiçbirinin yapılacaklar listelerinde işi yok. Bunlar “o an” yapılmaya başlanması gereken şeyler. Bazıları sonlu, bazıları bir ömür sürecek istekler/hayaller/dilekler/temenniler. Ama hepsi de “o an” başlanabilecek/bir ucundan tutulabilecek şeyler.

Ve eğer bir şeyi unutmamak, kendimize hatırlatmak için not almamız gerekiyorsa, belki de hiçbir zaman yapmamamız gereken bir şeydir (?)

Hayat her şeyi yapmak için çok kısa, ama yine de “çok şey” yapabiliriz. Hemen yapmaya başla(yalım).

Reklamlar

TEDxIstanbul ardından

11 Haziran 2016, çok güzel bir gündün. Bir günden başka ne istenebilir ki. Teşekkürler.

Tamam tamam, hergünün kendince bir güzelliği vardır pek tabii. Alarmın nahoş sesine rağmen, gözünü odanın dört duvarına değilde, hayallerine bakan bir pencereye açtıysan eğer.

Yok yok hayal olmadan olmaz. O kadar da değil. Tek hayali iyileşmek olan bir hasta iyileşse neye yarar. Hastayız hepimiz. Duruyor olduğumuzu bilmiyor haldeyiz, ağlayanımız yok. Yetmezmiş gibi durduğumuz yerde türlü şekil şemail, kime ki havamız anlamadım.

durdugu-yerde-turlu-sekiller

Buramıza geldi artık. Sözleştik. Bugün TEDxIstanbul’da tüm hastalar buluştuk. İyileşmek için bir umut. İyileşmek, hareketimizi başlatmak için.

Ebru Kurbak “hareketi başlatmak için önce durduğumuzun farkında olmak gerek” diye hatırlattı bize.

Teşhis kondu. Ama herkes kendi ilacını kendi yapmalıydı. Tek bir ilaç olsa tek bir konuşmacı yeterdi TEDxIstanbul’a. O çıkar anlatırdı herkese. İyileşir dönerdik evimize.

Aynı noktadan başlamış olsak, aynı noktaya varacak olsak, aynı yoldan giderdik elbet…

İyi mi, yine iyileşmeden döndük evlere. Ama dedim ya, teşhis kondu. İlacı “içimizde”. Oraya kadar içimizde gitmişiz meğerse. Bundan sonrası çocuk oyuncağı. Çocuk oyuncağı dediysem kolay demek demedim. İşin sırrı çocuklara doğru oyuncakları vermekte:

  • Köy okulunda okuyan Selçuk R. Şirin ve kardeşleri için, anne babalarının evlerinde kütüphane kurması gibi
  • Yasin Sert‘in babasının daha küçükken “ne yaparsan yap bir değer kat” demesi gibi
  • Ahmet Naç öğretmenin öğrencilerine tarihi “rap” şarkısı ile, coğrafi bölgeleri ve onların özelliklerini tiyatral öykülerle öğretmesi gibi
  • İzzet Pinto’nun babasının, daha ilkokula gidiyorken onu pazarda saat satmaya yollaması ve arkadaşıyla birlikte kazandığı 100 liranın 50 lirasını saatlerin maliyeti olarak onlardan alıp, kalan 50 lirayı 25-25 iki arkadaşa paylaştırması gibi…

Öyle olmasaydı, köy okulunda okuyan Selçuk R. Şirin’in anne babasının evinden 3 doktora 2 yüksek lisans sahibi evlat çıkabilir miydi? Yasin Sert çaputlara değer katabilir miydi? İzzet Pinto Türk dizilerini 75 ülkeye satabilir miydi?

Çok güzeldin 11 Haziran 2016. Durduğumuzu hatırlattın bize. İtiraz etmemiz gerektiğini. Değer katmanın değerini. Okumaya devam et

Uzaktan Çalışmak (Remote Working)

Projenin başlamasının birinci ayından itibaren dahil olduğum n11.com ailesine 2 yıl 9 ayın ardından geçen ay veda ettim.

Ve geçen haftadan itibaren Infoowl‘da çalışmaya başladım. Infoowl’ın gayet eğlenceli ve bol “context switch”li bir çalışma tarzı var. Bolca yeni şeyler deneyip gerçekleştiriyoruz.

Infoowl’da çalışmanın diğer bir güzel yanı ve bu yazıyı yazma sebebim ise uzaktan çalışabilme kültürü. Eğer yapacağın işler belliyse ve müşteriye değmen gereken durumlar yoksa evden çalışabilme esnekliğin var. Geçen Perşembe ve Cuma günleri evdeydim. (Elbette yöneticimin teşvikiyle)

İstanbul trafiği düşünüldüğünde uzaktan çalışmak adeta bir nimet. Fakat benim gibi daha önce uzaktan çalışma tecrübeniz yoksa evde çalışırken konsantre olmakta zorluk yaşayabilirsiniz. Bu duruma kendimce bir çözüm buldum. Çözümüm çok basit; 8 saatten geriye sayan bir sayaç kullanıyorum. Sabah kalkıp çalışmak üzere masama oturduğumda sayacı başlatıyorum, ve her mola verdiğimde sayacı duraklatıyorum. Tekrar çalışmaya başladığımda ise devam ettiriyorum. Sayacın varlığı çalışmam gerektiğini bana hatırlatıyor, böylece konsantrasyonum çabucak dağılmıyor. Sayacı sürekli görmem gerekmiyor. Zaten öylesi sıkıcı ve daha dikkat dağıtıcı oldurdu sanırım. Dikkat edilmesi gereken tek nokta her molada sayacı duraklatmayı unutmamak. Bunun sayesinde öğle arasında film izlemek istediğimde film bittikten sonra kaç saat daha çalışmam gerektiğini biliyorum. 8 saatlik çalışma maratonum bittiğinde ise iş verenime karşı sorumluluğumu yerine getirdiğim için vicdanımın rahat oluyor.

Infoowl’daki uzaktan çalışma sürekli değil, bahsettiğim koşullar sağlandığında mümkün olan bir esneklik. Ancak ülkemizde ve dünyada “sürekli” uzaktan çalışmayı destekleyen firmalar da var:

Türkiye’den (benim bildiklerim, umarım başkaları da vardır)

  • Startup Kitchen: Önceden Tart New Media adıyla anılan firma önce ismini Startup Kitchen yaparak yeni bir yapılanmaya gitti, daha sonra ofisi mofisi kapatarak tümüyle uzaktan çalışma modeline geçti. SlideShare’deki şu sunumları ile uzaktan çalışmanın nasıl mümkün olabileceğini ve uzaktan çalışmalarının nedenlerini güzelce özetlemişler. Sunumda bahsi geçen bir kitap var: Remote – Office Not Required. Yukarıdaki basit çözümümün ötesine geçip biran önce bu kitabı okusam iyi olacak sanırım.
  • Enver Altın‘ın şurada bahsettiği çalışma modeli. Startup Kitchen gibi bu modelde de çalışmak isteyenlerin ek iş olarak yapmasına sıcak bakılmıyor. Uzaktan çalışmanın bir güzelliği olarak farklı illerden çalışmak mümkün hale geliyor. Ayda bir iki kere düzenlenecek yüzyüze toplantılarda farklı illerden çalışanlar da unutulmamış: “ayda en az bir-en cok iki defa guzel bi yerde yuzyuze toplaniyoruz, gelebilirseniz iyi olur ama sart degil (uzaktan geliyorsaniz yol masraflarinizi karsiliyoruz).”

Dünya’dan

  • teamed.io: Daha önce şu yazıda bahsetmiştim. CV’niz ile başvuruyorsunuz. Size saat ücreti bazında bir teklifte bulunuyorlar ve kabul ederseniz size atanan ısındırma “issue”su ile kodlamaya başlıyorsunuz. Size atanan işler saat üzerinden puanlanmış durumda. Örneğin iş “3 saatlik” diye belirlenmişse siz işi teslim ettiğinizde (ve yaptığınız geliştirme kabul edildiğinde) siz gerçekte kaç saatte tamamlamış olursanız olun (elbette bir son teslim tarihi var) size saatlik ücretiniz çarpı 3 kadar bir ücret ödeniyor. Ücretlendirme bu şekilde olduğu için ek iş olarak da yapmanız mümkün. Son olarak, kod kalitesine çok önem veriyorlar. Hatta teamed.io kurucusunun açık kaynak projeler için para ödüllü (4096 dolar) bir “kod kalitesi yarışması” dahi var: http://www.yegor256.com/award.html. teamed.io’ya Türkiye’den başvuran ve kabul edilen bir kaç tanıdığım var. Saatlik ücret olarak 30 dolar teklif aldılar.
  • Stack Overflow Jobs yurtdışında iş arıyorsanız oldukça güzel bir başlangıç noktası olabilir. Arama yaparken “Allow Remote” kriterini seçili hale getirirseniz uzaktan çalışma imkanının da olduğu ilanlara çabucak erişebilirsiniz.

Kaç Paralık Adamsınız?

Yegor Bugayenko. teamed.io‘nun kurucusu. teamed.io’da işe alacakları geliştiricilere teklif edecekleri saat başı ücreti neye göre belirlediklerini açıklıyor.

Yazı herhangi bir geliştiricinin kendini ölçüp biçip değerlendirirken kullanabileceği güzel bir rehber aynı zamanda. Sizi kendinizi değerlendirmeye davet ediyorum: How Much Do You Cost?

San Francisco ardından

Geçtiğimiz hafta Oracle JavaOne 2014’e katılmak üzere n11.com‘dan 6 çalışma arkadaşımla birlikte San Francisco’daydık.

San Francisco… Kırmızı büyük köprünün olduğu şehir… Silikon vadisi… San Francisco denince aklıma ilk gelen iki şey bunlardı.

San Francisco… Her yerde “homeless”ların, kötü kokan sokakların olduğu şehir… Artık böyle maalesef…

Maalesef ilk aklıma gelenler olumsuz yönleri oluyor… Allah aşkına koca Hilton’un önü sidik kokar mı ya !!!

HtmlForFood

Galata Köprüsü’nde o pis kokusuna rağmen o kadar çok turist olmasına hayret ederdim hep, nedeni bu muymuş yoksa !

Yine de iyi ki yapmışız dediğim çok şey var: Okumaya devam et

Evde Spor Yapmak: Ev-Montreal Arası Bisikletle 20 Dakika

Dışarı çıkmaya üşeniyorsunuz, yada vaktiniz yok. O zaman doğru yerdesiniz.

Malzemeler:

  • Can sıkıntısı
  • İnternete bağlı bir bilgisayar
  • Kondisyon bisikleti
  • (İsteğe bağlı) Büyükçe bir televizyon

Küçükken hayatta sahip olduğum ilk ve tek bisikletim -abim sürerken irice bir bisikletli ile çarpışıp- haşat olunca ağıtlar eşliğinde bisiklet cennetine uğurlandı. Adalarda modalarda fırsat buldukça bisiklet kiralayıp sürsem de yeni bir bisiklet almadım.

Sanırım üniversiteye yeni başlamıştım yada hazırlanıyordum. ÖSS’nin hediyesi haraketsiz yaşamdan bunalmış olacağım ki eve bir kondisyon bisikleti aldık. Ancak hiçbir zaman düzenli bir şekilde kullanmadım. (çünkü çoook sıkıcı) Yine de nedense hep bir kenarda durdu kerata. Yaramaz çocuklar gösterge paneli kırdıktan sonra bile vazgaçmedim ondan, sahiplenmiştim bir kere. Abimle odalarımız ayrıldığında kendi odama taşıdım onu. Ve yine kullanılmamaya devam etti… Ta ki son bir haftaya kadar.

Yaz da geliyor, artık kendime çeki düzen vereyim derken atladım emektarın üstüne, bir hışım çevirdim pedalları, çevirdim çevirdim çevirdim… Olmuyor. Yine sıkıldım. :/ Müzik açayım bari. Çevir çevir çevir… Cık. Yine olmadı. En fazla on dakika katlanabiliyorum.

Motosikletsiz bir motosiklet tutkunu olarak son zamanlarda Youtube’tan pek çok motosiklet gezi videosu izledim. Çoğunlukla GoPro denilen müthiş gavur icadıyla birinci kişi bakış açısıyla çekilen bu videoları izlemek oldukça keyifli…

Sıkılmış bir vaziyette pedal çevirirken “Lan! Dur bi dakka. Yoksa?” diye bir ses yükseldi içimdem. Aydınlanmıştım. Sonunda onunla keyifli vakit geçirmenin yolunu bulmuştum. Youtube’ta kısa bir araştırmanın sonunda pek çok video buldum. Hatta bir oynatma listesi dahi oluşturdum. Açtım videolardan birini, bisikletimi bilgisayarımın tam karşısına konumlandırdım. Ha gayret çevirdim de çevirdim… :)

Favorim listenin başındaki “GoPro Bike Ride in Montreal” başlıklı video. Keyifli müzikleri ile 20 dakikalık bir Montreal gezisi sizi bekliyor.

Benim ilk tercihim tamamı bisiklet sürüşünden oluşan videolar. Bazı videolarda araya grup resimleri, yenilen yemeklerin resimleri serpiştirilmiş, çoğunlukla da 15-20 dakikayı geçen videolarda. Böyle videolar konsantrasyonunuzu etkileyebiliyor maalesef. Tam yamaçtan aşağıya kaptırmış gidiyorken araya önceki akşam yenilen yemekten kareler girmesi hoş olmuyor. Hayır konsantrasyonu geçtim insanı acıktırıyor namussuzlar. :)

Küçük bir not: İzlediğimiz ve beğendiğimiz videoları “Beğen”meyi unutmayalım, ki bu keyifli videolar daha da çoğalsın.

Keyifli -sanal- sürüşler

Güncelleme:

  • Arkaplanına müzik yerleştirilmemiş videolar için bir de müzik listesi oluşturdum, bir yandan videoyu bir yandan müzik listesini açarak muradınıza erebilirsiniz:

Klonlayarak Taşının: HDD’deki Mac OS X’inizi Olduğu Gibi SSD’ye Taşıyın

An itibariyle, halilazırda kullanmakta olduğum Mac OS X sistemimi klonlama yoluyla, (silbaştan kurulum yapmadan) SSD’li yeni bir çağa geçirmiş bulunmaktayım.

Şöyle ki:

1 – Basit bir USB-SATA dönüştürücü ya da şık bir Docking Station aracılığıyla SSD Mac’e bağlanır.

2 – Mac OS X ile birlikte gelen Disk Utility aracını kullanarak SSD’de bootable bir partition oluşturulur. Burada “Partition Layout”tan “1 Partition”ı ve “Options” butonuna tıklayınca görüntülenen seçim ekranından “partition scheme” olarak “GUID Partition Table”ı seçmek önemli. Seçimleri yapıldıktan sonra “Apply” diyerek partition oluşturulur.PastedGraphic-1PastedGraphic-2

3 – Gelelim mevcut sistemimizi SSD’ye klonlamaya. Bunun için bir çok araç mevcut, ben http://www.bombich.com/ adresinden 30 günlük limitsiz deneme sürümünü indirebileceğiniz “Carbon Copy Cloner” aracını kullandım. Burada yapacağımız işlem çok basit: “Source” olarak mevcut sistemimizin kurulu olduğu partition (çoğu durumda bu “Macintosh HD”dir), “Destinition” olarak SSD’miz içinde oluşturduğumuz partition seçilip, ardından “Clone” diyerek klonlama başlatılır. Benim durumumda yaklaşık 40 dakika sürdü. (40 GB)PastedGraphic-3

4 – Geriye bir tek mevcut sabit diskimizi çıkarıp yenine SSD’mizi takmak kaldı.

Resimler temsilidir.