20. İş Günü

Herhangi bir çalışan için, yeni bir ayın habercisi, hesabına yatan maaşın sevinci olabilen 20. iş günü, bir stajyer için, üzücü bir şekilde, son iş günüdür. Geriye baktığında bir ayın geçmiş olduğuna inanamaz insan. Ama geçen bir ayda yaşadığım ve öğrendiğim pek çok şey hatırlıyorum, ve uzun zamanda hatırlayacağım. Ama pek çok şey de umurumda olmayacak, mesela günde ortalama beş saat süren kıtalar arası yolculuklarım. O yorgunlukları hatırlamayacağım bile…

Evet, bugün 20. iş günüm. Fakat resmi olarak staj sürem bitmiş olsa da, projemizin(Beyin2) henüz yeterince olgunlaşmamasından dolayı önümüzdeki hafta bir iki gün daha Özgürlükİçin ofisinde olacağız. Projeye sıfırıncı adımdan, yani django öğrenmeye başlayarak giriştiğimiz için yirmi güne sığdıramadık ve neticede Qt üzerine yoğunlaşma planlarım biraz ötelendi. Yinede iyi bir iş çıkardığımızı düşünüyorum. Beyin2’nin ayrıntılarından daha sonra ayrıca bahsedeceğim. Görüşmek üzere…

Özgür Yazılım?

Pardus Geliştirici Listesi’ndeki ‘Jira’ tartışması beni, özgür yazılım ve özgür yazılım felsefesi üzerine düşünmeye ve bilgi edinmeye itti:

Özgür Yazılım Vakfı’na göre özgür yazılım kavramı, kullanıcıların, yazılımı çalıştırma, kopyalama, dağıtma, üzerinde çalışma, değiştirme ve geliştirme özgürlükleriyle ilgili bir kavramdır. “Özgür yazılım” kavramı, yazılım kullanıcıları dört olmazsa olmaz özgürlüğe sahiplerdir demektir:

  1. Her türlü amaç için programı çalıştırma özgürlüğü (özgürlük 0).
  2. Programın nasıl çalıştığını inceleme ve kendi gereksinimleri doğrultusunda değiştirme özgürlüğü (özgürlük 1). Program kaynak koduna erişim bunun için bir ön şarttır.
  3. Yeniden dağıtma ve toplumla paylaşma özgürlüğü (özgürlük 2).
  4. Programı geliştirme ve gelişmiş haliyle topluma dağıtma özgürlüğü (özgürlük 3). Böylece yazılım bütün toplum yararına geliştirilmiş olur. Program kaynak koduna erişim bunun için de bir ön şarttır.

Özgür yazılımın dört olmazsa olmaz özgürlüğünden anlıyorum ki, özgür yazılım kullanım haklarıyla ilgili bir kavram ve yazılımın nasıl geliştirileceğiyle ilgili bir kısıtlama getirmiyor.

Yoksa yanlış mı anlamışım?

En iyisi okumaya devam edeyim…

Gebze Hatıratı

Geçtiğimiz Perşembe ve Cuma günlerini TÜBİTAK/UEKAE Gebze Kampüsü’ndeki Pardus ofisinde geçirdik. O yeşiller içindeki kalede geçirdiğimiz iki günden kısaca bahsetmeden önce haftanın ilk üç günü artistanbul’da yaşadıklarımızdan bahsedeyim: Bulaşık yıkadım! Evet belki bir stajyer olarak fotokopi çekmiyoruz (hep böyle söyleniyor stajyerler için) ama bulaşık yıkıyoruz. Şaka bir yana (tabi şaka olan bulaşık yıkamam değil), bundan bahsederken amacım aslında (Ali abinin dahi bulaşık yıkadığını düşünürsek) bu işten yakınmak değil artistanbul’da gördüğüm birlikte yaşama kültürünü gözünüzün önüne sermekti. Diğer taraftan aynı ofiste, oturmuş projenizi kodlarken, ‘dünya güzelini’ de görebiliyorsunuz. Evet, geçen Azra Akın ofisteydi. Elbette Cihangir’de, Taksim’de ünlü görmeye alışıyor insan, ama onlardan birinin, üstelik dünya güzelinin ofiste olması, onunla merhabalaşmak ayrı bir tecrübe olsa gerek. Engin’in onu gördüğündeki şaşkınlığını görmeliydiniz. Kendi tabiriyle ‘exception’ fırlattı, ve bir süre kendine gelemedi. Ben ise, sanıyorum şaşkınlığın ötesinde bir şeyler oldu ki bana, kendimi hiç şaşırmış hissetmedim, kendimi bir süre hissetmemiş de olabilirim… İşte böyle zor şartlar altında çalışıyoruz artistanbul’da, ama insan zamanla her şeye alışıyor…

Pardus stajyerleri olarak Pardus ofisini de görmek adına Gebze’ye gittik. Gerçi benim gidişim ilk gün için biraz zahmetli oldu. Servise binmek için Burak Bora Anadolu Lisesi’nin önünde yarım saat beklememe rağmen beklediğim servis gelmedi. Meğerse servis, liseye yüz metre mesafedeki caddeden geçiyormuş. Hatta daha önemsiz de olsa ‘Servis Güzergahları’ listesinde bir hata daha var; Burak Bora Anadolu Lisesi yerine var olmayan bir kolej ismi, Burak Bora Koleji yazıyordu. Neyse, Harem-Gebze minibüsleri sağ olsunlar, kırk dakika gecikmelide olsa UEKAE’ye vardım. Ofise girmek için bir ziyaretçi kartı verdiler ve güvenlik gerekçesiyle telefonumu ve mp3 oynatıcımı aldılar; elini cebine götürünce telefonunu bulamamak ilk zamanlar biraz tuhaf olabiliyor… Ofise girdiğimde, Engin tam saatinde geldiği için çoktan herkesle tanışmış, oranın müdavimiymişçesine sohbete koyulmuştu. Staj Koordinatörümüz Renan Çakırerk bize bilgisayar ayarladı, onları internete bağladık filan derken yemek saati geldi. Yemek yemek için 2 kez turnikeden geçtiğimizden bahsetmeden edemeyeceğim. Günün kalan zamanını ve sonraki günü ise, ara ara sohbet ederek, birazda Beyin2 (hala başka bir isim bulunulamadı) ile ilgilenerek geçirdik.

“Bulut mu olsam, gemi mi yoksa?”

Çocukluğumuzdaki ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ sorusu çok önemlidir. Bazıları cevabını çok erken bulur, bazılarıysa tam zamanında. Ve genelde bu sorunun cevabı bir meslektir. Mesela kişi uzaya/aya gitmek istemektedir ama astronot olmak istiyorum der, halbuki mesele uzaya gitmektir. Ben de aynı şekilde bilgisayarda oyun oynamayı çok seviyordum ve dolayısıyla bilgisayarcı (tabi o zaman mühendis/bilgisayar mühendisi nedir bilmiyoruz) olmak istiyordum. Velhasılı kelam şimdilerde Sakarya’da Bilgisayar Mühendisliği bölümünde okuyorum. Ama bu sırada şunu fark ettim; o soru sadece başlangıçmış. Çünkü bir süre sonra yeni yeni, başka başka soruların cevaplarını aramaya başladım: ‘Yazılım mı, donanım mı?’, ‘Yazılım ama hangi programlama dili?’ gibi. İlk başta bu soruların hepsini cevaplayamadım ve bazılarını sonraya erteledim… Ta ki Ali Işingör şu soruyu Engin ve bana yöneltinceye kadar: ‘Ne olacaksınız?’. Amacı bizden bir cevap almak değildi aslında, kendimize bu soruyu sormamızı sağlamaktı. Bende bu soruyu sordum kendime. Bir şey seçip onda uzmanlaşmamızı tavsiye etti bize. Bize de o şey seçmek kaldı. Benim seçimim ertelenmiş olsa da belliydi; Qt hakkında bir çeviri yayınlamıştım (buradan indirebilirsiniz) ve Qt’a da epeyce kanım ısınmıştı. Fakat çeviriyi yayınladığımdan bu yana Qt üstüne neredeyse hiç çalışmadım. Yine de Qt’u seçtim ve stajdan sonra iyi bir Qt geliştiricisi olmak için sıkı bir çalışma temposuna girmeye karar verdim…

Ayrıca seçtiğimiz şeyle ilgili RSS beslemelerini takip etmemizi de tavsiye etti. Gayet makul bir tavsiye… Aklınızda bulunsun, eğer Qt ile ilgili takip etmem gerektiğini düşündüğünüz bir sayfa/RSS beslemesi varsa, lütfen bana yazın…

‘Paper Cut’tan Yeni Detaylar

En son size projenin ne olduğundan ve ne gibi faydalar sağlayabileceğinden bahsetmiştim. Geçtiğimiz pazartesi projeye başladık. Şunu belirtmeliyim ki giriştiğimiz proje Özgürlükİçin/Beyin’in yerini alacak. Bu nedenle çeşitli zamanlarda Ali Işingör ve Anıl Özbek ile yaptığımız toplantılarda/görüşmelerde Beyin’deki eksiklikleri, ‘olsa güzel olur’ları, ‘şu olmasın’ları öğrendik/öğreniyoruz ve ona göre ilerliyoruz. Yaptığımız şey yeni bir Beyin yazmak olduğundan şimdilik ismini de Beyin2 olarak belirledik ama henüz gerçek bir isim vermişte değiliz…

Pazartesi günü gerekli modelleri belirleyerek projeye başlamış olduk. Bugüne kadar da her geçen gün yeni yeni birçok şey öğrene öğrene ilerledik ve bugün itibariyle elle tutulur bir şeyler elde ettik. Haftaya birkaç eksik fonksiyon ve kozmetik iyileştirmeler dışında bir şey kalmadı gibi gözüküyor. Ama bellimi olur, birde bakmışsınız yeni bir toplantıda ‘şu da olsun’ denmiş ve biz yeniden monitöre gömülmüşüz…

‘Paper Cut’ ve Muhtemel Faydaları

Tekrar merhaba,
Geçen sefer yarım kalmıştı; üzerinde çalışacağımız projeden bahsedememiştim. Gerçi, eğer gezegeni ya da Pardus-Wiki’yi takip ediyorsanız projenin ne olduğunu muhtemelen biliyorsunuzdur, yani ‘Paper Cut’ı. Dolayısıyla burada amacım zaten bildiğiniz bir şeyi size yinelemek değil, bu projenin ne gibi faydaları olabilir, kısaca onlardan bahsetmek: ‘Parper Cut(yani kağıt kesiği)’, özetle, çözülmesi basit fakat son kullanıcıyı oldukça rahatsız eden küçük hataların (tıpkı canımızı çok yakan kağıt kesikleri gibi) raporlanmasına yönelik bir sistem…

Böylece daha kullanıcı dostu ve bunun sayesinde de daha kolay öğrenilebilen ve en nihayetinde daha çok kullanılan bir Pardus ortaya çıkmış olacak.

artistanbul’da Bir Haftanın Ardından!

Bir haftadır dediğime bakmayın, sanki yıllardır buradaymışım gibi hissediyorum. Bunun sebeplerinden biri benim genel itibariyle uyumlu biri olmam olsa da, asıl sebep o değil. Olay şu ki; ofistekiler güler yüzlü, işini severek ve bir tür adanmışlıkla yapan ve oldukça bilgili insanlar. Yani bu hislerim olsa olsa yıllardır burada, böyle bir ekip arasında olmuş olmak istememden kaynaklanıyordur. Stajı Gebze’de değilde Artistanbul’da yapacağımı öğrendiğimde yaşadığım şaşkınlığın ne kadarda gereksiz olduğunu şimdilerde anlıyorum…

İstanbul Kartal’da yaşıyorum. Dolayısıyla sabah erken kalkmam gerekiyor. Normalde çoğu insan gibi erken kalkmaktan hoşlanmam, fakat ilk günün heyecanı olsa gerek o sabah bunu düşünmedim bile. Neyse, 16U ve 129T ile yaptığım yaklaşık bir saat kırk beş dakikalık yolculuğun ardından Taksim’e vardım. Oradan da on dakika yürüyerek ofise ulaştım. Geldiğimde Engin(diğer stajyer arkadaş), Gizem ve Gaye de yeni gelmişlerdi ofise. Daha sonra Ali Işingör ve Anıl geldi. Hemen bir toplantı yaptık. Toplantıda genel olarak yapacağımız projeden ve bazı ofis geleneklerinden(bulaşık yıkama gibi) bahsedildi. Sonra Ahmet Aygün geldi. Oturup, bir süre daha proje ve projede kullanacağımız django hakkında biraz konuştuktan sonra Engin ve ben başladık django tutoriallarını uygulamaya. Akşam olduğunda iki bölümünü bitirmiştik bile. Çıkışta Engin’le İstiklal Caddesi’nde bir kafede çay içip sohbet ettik ve evlere dağıldık…

İlk gün benim için biraz yorucu ve zordu. Yorucuydu; özellikle yol beni epey yordu. Ama daha önemlisi zordu. Bir Pardus stajyeri olarak henüz üç-dört aydır Pardus kullanıyor olmak, Özgürlükİçin ofisindeyseniz oldukça zor oluyor çünkü. O gün ilk defa duyduğum ya da daha önce duymuş olduğum fakat ne olduğunu tam olarak bilmediğim birçok şey öğrendim. Her geçen gün de öğrenmeye devam ediyorum…

İkinci gün tutoriaları tamamladık. Burada bir şeyi daha belirtmeden geçemeyeceğim: Size tek kaynağımız django dokümanları gibi görünmüş olabilir. Ama dediğim gibi ofisteki ekip son derece bilgili insanlardan oluşuyor. Bu nedenle, tahmin edebileceğiniz gibi birincil bilgi kaynağımız onlar oluyor. Hepsine buradan teşekkür ederim…

Üçüncü gün öğrendiklerimizi pekiştirmek için, Engin ve ben ayrı ayrı birer ‘blog’ uygulaması geliştirmeye başladık. Ve sonraki iki günde dahil olmak üzere üç günü bu uygulamaya yeni özellikler ekleyerek ve böylece birçok yeni şey öğrenerek geçirdik. Önümüzdeki Pazartesi ise artık projemizi geliştirmeye başlayacağız…
Proje demişken size projenin ne olduğundan bahsetmediğimi fark ettim. Artık o da başka bahara kaldı…